Archive for Mart, 2008

n-1 “Mutlak Yaklaşımı”

Mart 16th, 2008 | Category: Kategorilenmemiş

 “İlim tercüme ile olmaz tenkit ile olur  “
M.Kemal ATATÜRK
  İnsanoğlunun “İdeal olana” ulaşma öyküsü tarihin pek çok safhasında kesikli çizgilerle  gösterilen  sonsuz logaritmik döngülerle ifade edilmeye çalışılmıştır.Bu anlatış sırasında vuku bulan olaylar sorun çözme metodolojisi olarak kullanılan  endüksiyon (tümevarım) yaklaşımıyla desteklenerek sınırlı sayıda gözlem neticesinde elde edilen veriler ile doğrulanmaya çalışılmıştır. Böylece hem fenni hem de beşeri bilimler için kullanılabileceği varsayılan genel geçer kuramlar yaratılarak tümevarımcı yaklaşımlar ile ütopyalar oluşturulmuştur.”Ancak Popperci yaklaşım,baştan sona şu gerekli sonucu çıkarmayı içinde taşımaktadır.Kişiyi ütopya kurmayı düşlemeye itecek yerde,kötülükleri aramaya ve onları yok etmeye yöneltir. ” İşte tam da bu noktada devreye dedüksiyon (tümdengelim) yani yanlışlamacılık ilkesi girmektedir.Ortaya konan varsayım çerçevesinde kullanılacak endüksiyonlu gözlemlerin yapılabilecek tüm tetkiklerin gerçekleştirilebilmesi neticesinde dahi kuramın doğruluğunun ispatlanamayacağı ancak ve ancak geçerliliğinin kuvvetlendirebileceği savı, yapılacak tek bir gözlem neticesinde hipotezi olumsuzlayacak verinin elde edilmesi kuram hakkında varılacak neticenin kesin temeller üzerine oturtulmasını sağlayarak tümevarımcı yaklaşımın neredeyse hiçbir zaman elde etmesi mümkün olmayan kati bir neticeye varılmasını sağlayacaktır.
 

 Pek tabi bu kuşkucu yöntemde de “olmayan” kesin doğrulamacı bir yargıya ulaşmak mümkün değildir ancak var olan kanaatin tenkit edilip dedüksiyon yöntemiyle ifade edilmesi kuramların yanlış kısımlarının terk edilmesini sağlayarak mevcut gövdenin geçerliliğini kuvvetlendirecektir.
   Ancak bu durumun aksine “Faşizim yada komünizm görünümü altında tüm çağdaş ütopyacıklar,kendilerine göre bir yeni toplumsal cennet,bir barış ve mutluluk adası ilan etmişlerdir.” Bu düşün biçimi insanlık tarihinin belirli bir yöne doğru önceden kestirilebilir adımlarla ve katı bir süreklilik içinde devindiğini savunmakla birlikte  tarihsel süreci göz önünde bulundurarak oluşturdukları öndeyişlerini kuramsal boyutta kanıtlamak amaçlı yaptıkları endüksiyonlu gözlemleri var olan düşün biçimine uydurmak için süreç içinde gerçekleştirmeye çalıştıkları maksatlı müdahaleler ile güdümleyerek yanlışlanamayan kusursuz tek bir projeksiyon üretildiği iddiasındır.Ancak kuramsal olarak sonsuz sayıda projeksiyonun mümkün olmasının sebebi “mükemmel projeksiyon “ gibi bir şeyin olmamsıdır. Bu durum da matematiksel manada şöyle açıklanabilir;
 

 Bir S yüzeyinin denklemi F(x,y,z)=0 olsun yüzeyin bir x=0,y=0,Z=0 noktasından geçen bir doğru bu noktadan geçen ve yüzey üzerinde bulunan bir eğriye teğet ise yüzeye de teğettir denir.Yüzey üzerindeki bir P noktasından geçen ve yüzey üzerinde bulunan sonsuz sayıda eğri çizilebilir buna göre yüzeyin bir noktasından geçen sonsuz sayıda teğeti olur.  Dolayısıyla elde var olan olguların değerlendirmesi ile belirlenen referans noktalarından hareket ile oluşturulacak teoriler, barındırdıkları tekil sonuçlar ile vardıkları neticeler arasında çelişkiler yaşamaya mahkumdur.Post-Modern anlayışın dayattığı tek tipçi standart yapıların kalıplar içine sokarak dayatmaya çalıştığı yüzeylerden yukarıda bahsettiğimiz koşullarda tek bir eğrinin geçtiğini yada geçeceğini iddia etmek öyle sanıyorum  ancak Karl Popper’ın duyguların dünyası olarak adlandırdığı  dünya 2 kuramı ile açıklanabilir.
 

Elbette bu noktada akıllara şöyle bir sorunun gelmesi kuvvetle muhtemeldir.Peki referans noktası olarak seçtiğimiz S yüzeyinin ölçütünü yahut varlığını kanıtlayan  nicel gözlemler nelerdir ve hangi doğrulama ile tanıtlanmışlardır.

Varsayım  :  S yüzeyinin bilirli bir ölçüsel değeri vardır.
Soru             : Hangi ölçü birimine göre?
Kullanılan Ölçüt :  20 Mayıs 1875’te, 18 ülke arasında imzalanan , uluslararası metre Konvensiyonunu nirengi noktası tayin edilerek gerçekleştirilen  11. “Ölçü ve Ağırlıklar Genel Konferansında”, metre yeniden tanımlandı: “Metre,kripton 86 atomunun boşlukta 5d5 durumundan 2p10 durumuna geçerken saldığı oranj dalga boyunun 1650763,73katıdır.”

Sonuç: Bu kabule göre S yüzeyi dikdörtgen olarak nitelendirildiğinde uzunlukları 5m ve 4m olan kenarları ile yapılan hesaplamalar neticesinde  alanı 20m2 dir.

  Ancak bu netice 1983’te gerçekleştirilen 15. “Ölçü ve Ağırlıklar Genel Konferansı sonrasına  değin geçerliğini koruyabilecektir. .Çünkü sözü geçen Konferansta metre yeniden tanımlanmış  ve, “metre,ışığın boşlukta 1/299792458 saniyede aldığı yol”  olarak nitelendirilmiştir.Dolayısıyla kuvvetlilik derecesi belirli bir zaman dilimi içerisinde yüksek olan bir varsayımın yanlışlanarak yerini daha kuvvetlisine bırakması şüphesiz varsayımımızın ölçüsel değerinin mutlak bir tespitinin yapılamayacağını kanıtlamaktadır diğer taraftan ise bu nicel gözlem bizlere doğru olanın ulaşılmaz cazibesine erişme yönünde  eleştirel bakış açısının tümden gelimci yöntemiyle “mutlak yaklaşımın” mümkün olabileceği bilgisini vermektedir.Dolayısıyla gerçekte doğa bilimlerinin amacı,” koşulsuz kehanetlerde bulunmak değil “ ancak koşullara bağlı öndeyiler de bulunmaktır.

  n-1 yaklaşımının gerçekçi ve kendi içindeki tutarlı durumu eleştirel akıl süzgecinden geçirildiğinde şüphesiz Popper’ın gerçek keşfi olan bilimsel ile bilimsel olmayan arasındaki farkı anlamamızı sağlayacak o müthiş önermeyi de tanıtlayacaktır. “Bilimle bilim olmayanın arasındaki sınır çizmenin ayıracı yanlışlanabilirliktir.” Bir örneklem ile açılamak gerekirse;
 

 Popper’a göre tanrının var olduğu yahut olmadığı tartışması günümüz için hem gereksiz hem de zaman kaybıdır.Çünkü böyle bir gücün var olduğu varsayımı günümüz şartlarında hiç bir deneysel gözlem ile kanıtlanamaz aksi durumda geçerlidir; yine aynı olgunun var olmadığı  hiçbir gözlem ile kanıtlanamaza.Dolayısıyla gözlem ve deneyle yanlışlanabilme olasılığı olmayan hiçbir konu tıpkı ele aldığımız mevzu gibi bilimsel düşünüşün sınırları içerisine giremez.
  Ancak gelişen ve değişen gözlem biçimleri bu esnek sınırı elbette genişletecektir dolayısıyla günün koşulları sebebiyle geri plana itilen varsayımlar yanlışlanacakları güne kadar bilimsel düşünüşün göz hapsinde tutulmaya mecburdurlar.
 

Kaynakça

Anson R.W. ve F.J.Ormeling,Basic Cartography .2nd ed.([y.y.]:Elsevier Applied Science Publisher,2008)
Baudouin Jean, Karl Popper. (İstanbul: İletişim Yayınları,2003)
Köktürk  Erdal,” Haritacılığın 5000 Yıllık Yürüyüşü (Tarihsel Süreç-Gelişme Dinamikleri)(II. Bölüm: Antik Çağdan Günümüze)” hkm Jeodezi, Jeoinformasyon ve Arazi Yönetimi Dergisi (2004): s.55-64
Magee Brayn,Karl Popepr’ın Bilim Felsefesi ve Siyaset Kuramı. 2.bs.(İstanbul: Remzi Kitabevi, 1990)

No comments

Sonraki Sayfa »