Archive for the 'Hakimiyet-i Milliye köşe yazıları' Category
ATATÜRK’ÜN DOĞUM GÜNÜ: 13 MART 1881 Mİ?
Son günlerde konu ile ilgili yaşanan gelişmeler tarih meraklıları için oldukça heyecan verici olsa gerek. Özellikle Murat Bardakçı’nın 18.04.2010 tarihli köşe yazısı konu hakkındaki tartışmaların kısa bir süre sonra son bulacağı yönünde. Bu noktada arkadaşlarımla arşiv taramaları esnasında karşılaştığımız bir yazıyı tam yayınlama karı almış iken 18.04.2010 tarihinde Ata Nirun’nun Hürriyet Gazetesi astroloji ekinde “ATATÜRK’ÜN DOĞUM GÜNÜ” başlıklı yazısında söz konusu makaleden bahsettiğini gördüm. Bende elimdeki 15.11.1938 tarihli Ulus Gazetesi’nde yer alan ancak daha önce 11 Kasım 1938 tarihli Paris -soir Gazetesi’nde yayınlanan eski Fransa Türkiye Büyükelçisi Albert Sarraut’ın anlatımından derlendiği anlaşılan Jean Laubespin’in kaleme aldığı “Kemal Atatürk’ün harikulade hayatı” başlıklı yazının bizim açımızdan ilginç olan uzunca bir kısmını aşağıya aynen koyuyorum.
İlgili yazıda Kamâl Atatürk’ün doğum tarihi 13 mart 1881 yılı olarak belirtilmiş olmakla beraber söz konusu tarihin doğruluğunu destekleyen herhangi bir belgeye yada bilgiye yer verilmemiştir. Her ne kadar söz konusu tarih ilk bakışta akıllara hatalı bir yazım yada bilgi eksikliği olabileceği düşüncesini getirse de ilgili yazının kendi içindeki tutarlılığı ve satır aralarındaki küçük göndermeler anlatanın ve yazıcının konuya hakim olduklarını bize göstermektedir. Sonuç olarak bu durumda söz konusu tarih ile ilgili ciddi bir iddia da bulunmanın çokta gerçekçi bir yaklaşım olmayacağını kabul etmek gerekir ancak tartışmalar açısından böyle bir bilgi hiç şüphesiz faydalı olacaktır.
Umarım konu ile ilgili gerçekler bir an önce gün yüzüne çıkar ve dilerim ki Alber Sarraut yanılmış olsun aksi halde yine tarihi bir fiyasko bizi bekliyor demektir.
“Atatürk geçenlerde sefirlerimizden biriyle konuşurken şöyle diyordu:
-Biliyor musunuz? Ben hakikaten “ihtilalci” telakki olunacak ilk hareketi Paris’te yaptım.
-Bu hareket ne idi, Ekselans?
-Paris’e gelir gelmez ilk işim, fesimi çıkararak sizin demokratik mölon şapkanızı giymek olmuştu.
Ve Kemal Atatürk’ün cehresi mermer gibi sakin dururken gözleri alaycı parıltılarla yanıyordu. Filhakika fesin ortadan kalkması büyük bir inkılabın sembolünü teşkil etmiştir. Eskiden şark, insanlığı birbirine düşman iki gruba ayırırdı: Müminler, yani fes giyenler; ve kafirler, yani şapka giyenler… Serpuşta birlik bu Türk için o zamana kadar iki alemi birbirinden ayıran manevi uçurumu, zihniyet farkını ortadan kaldırmak demekti.
Bütün bir milletin Atatürk adıyla andığı adam, harikulade bir adamdı. O’nda her şey tezatla dolu idi. İnsan onunla tanıştıktan sonra ilk zamanlar şahsiyetinden intişar eden miknatisiyetin tesiri altında kalıyor, sonradan zarif giyinişine, kibar tavırlarına ve ince fikirlerine dikkat edebiliyordu. Etrafını hayrete düşürmekten hoşlanan bu adam, tabiatın lutfuna mazhar olmuştu; Çünkü ondaki her şey hakikaten insanı hayrete düşürüyordu.
O’nun çatık alnında ve iradesini gösteren ağzında, mavi gözlerinin bir tek bakışının derin bir tatlılık uyandırdığını, hiç beklemediğiniz bir anda, görüyordunuz.
Ve, her hangi bir ziyaretçi, tam onun meziyetlerini methettiği sırada o dudaklarında esrarlı bir gülümseyişle, daima aynı şeyi söylüyordu:
-Ben on yaşımdan beri inkılapçı idim! O zamandan beri hiç değişmedim!
-On yaşımda iken, Selaniğin en yaramaz çocuğu bendim.
Fakat onun hayatını yazanlar aynı fikirde değillerdir. Hepsi onun daha küçük yaşta iken harikulade bir çocuk olduğunda müttefiktiler.
Mustafa 13 mart 1881 de, Selaniğin orta halli mahallerinden birinde doğdu. Babası Ali Rıza bey, bir gümrük memuruydu ve amirlerinin söylediğine göre bir tek kusuru vardı: O zamanın telakkisince tam bir Müslüman değildi. Babası onu laik bir mektebe verdi. Fakat küçük Mustafa rahat durmuyordu. Cevval zekası ve cüretkar tavırları boyuna muallimlerin şikayetlerine yol açıyordu. Askeri mektebe niçin girdiğini gene kendisi şöyle anlatıyor:
-Disiplin altına girmekliğim icap ettiğini bizzat kendim de hissediyordum. Onun için askeri mektebe isteye isteye ve kendim giderek kaydoldum.
Askeri mektepte sıkı bir disiplin vardı, ama Mustafa Kemal bundan hiç müteessir olamadı. Askerler ve zabitler arasında kendini hakiki muhitinde hissediyordu. Şevkle, ihtirasla, mektebin bütün derslerini okuyor oyunlara iştirak ediyordu. Her şeyde o kadar büyük bir maharet gösteriyor o kadar çabuk kemale erişiyordu ki, bir gün gene isimi Mustafa olan bir muallim ona:
-Bundan sonra seni “Kemal” diye çağıracağız! İsmine layık olmaya çalış! Dedi. Mustafa sonradan, bu isme layık olduğu çok güzel ıspat etti…”
*http://www.hurriyet.com.tr/astroloji/7225466.asp?m=1&gid=220&sz=78866&srid=3998&oid=2
(Ata Nirun’un yazısı)
*http://www.haberturk.com/yazarlar/508524-ataturkun-dogum-kaydi-bulundu-ama-yayinlanmadi
(Murat Bardakçı’nın yazısı)